Çocuk ve Gençlerde Travma

Travma, hayatın günlük akışı içinde, hiç beklenmeyen bir anda, insanın dayanma gücünü zorlayan ya da aşan bir durum olarak tanımlanabilir. Travmaların oluşmasında, çocuğun olayı kendi yaşamına veya başka birinin yaşamına tehdit olarak algılaması çok önemlidir. Olay ne kadar doğrudan tehdit oluşturuyorsa, etkisi o derece büyük olur.
Travmaların bir bölümü, doğal afetler sonucu yaşanır. Hiç beklenmedik bir anda ortaya çıkan sel, yangın, deprem gibi bir felaket, çocuğun yaşamını değişik ölçülerde etkileyebilir ve çocuğun yaşamının o günden sonra bir daha eskisi gibi olmamasına neden olabilir.
Travmaya neden olan olaylar insan eliyle ortaya çıkmış da olabilir. Bu tip olaylar arasında, hırsızlık, taciz, tecavüz, kazalar, bir vahşete şahit olmak sayılabileceği gibi, çocuğun okuldaki yıl sonu gösterisinde rolünü unutması da sayılabilir.
Travmaların bazıları sadece bir kez ve kısa bir dönem için gerçekleşebilir. Bunlara örnek olarak doğal afetler, kazalar, taciz verilebilir. Bazı durumlarda ise travma çok daha uzun bir dönemi kapsar. Örneğin uzun dönemli tacize uğramak, savaş, mültecilik, rehin alınmak gibi.

Yetişkinlerin Çocuğun Travmayı Algılamasındaki Rolü

Çocuğunuzun başından travmatik bir olay geçtiğinde ya da travmatik bir duruma hep birlikte maruz kaldığınızda, çocuğunuzun bu beklenmedik ve acı veren olayı nasıl algılayacağı, nasıl yorumlayacağı ve nasıl bir tepki oluşturacağı, çok büyük ölçüde çevresindeki yetişkinlere, onların içinde de özellikle anne-babaya bağlıdır. Yaşadığı olay, çocuğun büyük bir ihtimalle ilk kez karşılaştığı bir olaydır ve o olayla ilgili herhangi bir davranış kalıbı oluşturmamıştır. Bu nedenle çocuğun ilk yapacağı şey, anne ve babasını izlemek olacaktır. Çocuğun davranışlarını olumlu yönde etkileyebilecek etmenleri şu şekilde sıralamak mümkündür:

Anne-babanın çocuğun duygularını ve düşüncelerini anlamaya önem vermeleri
Anne-babanın çocuğun güven duygusunun devam etmesine önem vermeleri ve kendi çaresizliklerini çocuğa fazla yansıtmamaları, örneğin “Bu konuya bir çözüm düşünüyoruz, en kısa zamanda daha rahat olacağız” gibi
Anne-babanın, özellikle doğal afetler sonucu yaşanan durumlara ilişkin mümkün olduğunca net bilgiler vermeleri
Anne-babanın konunun üzerine giderek bir an önce çocuğun eski hayatına benzeyen bir hayat kurmaya çalıştıklarına çocuğun inanması
Çocuğun o anda artık güvende olduğunun vurgulanması
Mümkün olduğunca olumlu ve ileriye yönelik bir bakış açısının oluşturulması
Çocuğunuzu, hayatın onun karşısına çıkarabileceği her türlü travmatik olaya karşı hazırlamanız mümkün değildir. Ancak, çocukları bu konularda bilinçlendirmek, onların travmalar karşısında daha hazırlıklı olmaları için bir zemin hazırlar; ilk kez karşılaştıkları bir olayın getirdiği belirsizlik ve bilinmezliğin yaratacağı derin kaygıyla bir ölçüde daha rahat baş edebilmelerini sağlar.

Çocuğunuzu doğal afetlere karşı daha hazırlıklı kılabilmeniz için, onunla bu konularda konuşabilir ve onunla bazı boyama etkinlikleri paylaşabilirsiniz.

Travmatik yaşantılar çok farklı olaylardan kaynaklanabilir. Bu konuda örnek olabilecek birkaç olay sunmak istiyoruz. Bu öyküleri çocuklarınızın okumamasını öneririz.

Öyküler

Esma’nın Öyküsü

Esma, 11 yaşında ve 5. sınıfa gidiyor. O seneye kadar, okulda son derece başarılı bir öğrenci olan Esma, 5. sınıfta kendini derslere veremiyor, canı okula gitmek istemiyor. Ailesi bu durumu, öğretmenin değişmesine ve kendilerinin bütün gün çalışmasına ve çocuğun başıboş kalmasına bağlıyorlar. Kızlarının okulda yine başarılı olabilmesini istiyorlar ve sorunun saptanması ve çözüm yolları aranması için DBE’ye başvurmaya karar veriyorlar. Öngörüşme sırasında, Esma’nın yeni öğretmenine pek ısınamadığı anlaşılıyor. Görüşmenin sonlarına doğru Esma’nın annesinin aklına bir olay geliyor. Esma’nın 4. sınıfı bitirdiği yaz evlerine bir hırsız giriyor. Öykünün devamını Esma’nın ağzından dinleyelim: “Önce annem beni uyandırıyor zannettim. Sonra birisi kolumu sıkıca tuttu ve beni ayağa kaldırdı. Sonra boğazımda bir soğukluk hissettim. Hırsız, bana bağırmamamı söylüyordu, beni evin içinde gezdirip istediklerini alacakmış. Bıçağı dudağıma tuttu. Ben o sırada ağlamaya başladım, o elini gevşetti. Ben de ona bir tekme attım. Hırsız kaçtı. Bu arada babamın cüzdanını da almış. Sonra ben annemle babamın yanına gittim, onlar uyuyorlardı. Anneme olanları anlattım. Annem kötü bir rüya gördüğümü, yatıp uyumamı söyledi. Ben ısrar edince kalkıp baktılar, hırsızın evden aldığı şeyleri gördüler. Sonra, evimize hemen parmaklık yapıldı, ama ben yine de kendi yatağımda uyumaktan korkuyorum.”

Bu olay, Esma’nın annesine göre çoktan geride kalmıştı, üzerinde düşünmeye gerek yoktu, ancak çocuğu etkilemeye devam ediyordu. Bu travmatik deneyimden sonra, pek de ısınamadığı bir sınıf öğretmeniyle bir arada olmak, bu ilk travmanın etkisinin güçlenmesine neden olmuştur.

Bora’nın Öyküsü

Bora, 10 yaşında ve 4. sınıfa gidiyor. Annesi, çocuğun sürekli kıpır kıpır, huzursuz olduğunu, derslerine gereken önemi vermediğini anlatıyor. Bora’yla yapılan görüşmede, kendisini çok etkileyen olayları hatırlaması istendiğinde, Bora bu tipte tek bir olay olduğunu söylüyor ve öyküsünü şu şekilde anlatıyor: “1. sınıfa yeni başlamıştım. Evde kardeşimle koşturup oynuyorduk. Annem de banyodaydı. Daha sonra annem banyodan çıktı, saçlarını kurutmaya başladı. Biz de koştuğumuz için banyoya girmememizi, yerlerin ıslak olduğunu söyledi. Ama ben, o koşturma sırasında banyoya girdim, ayağım kaydı. İki bacağımın bir anda ayrıldığını hissettim. Hemen doktora gittik. Bir bacağımın iç tarafındaki bütün kaslar kopmuş. Ben bir seneye yakın, hep sargılar içinde dolaştım, hiç dışarı çıkamadım. Hep camdan dışarıda oynayan çocukları seyrettim. Kendi kendime de hep “Bu senin suçun.” dedim. Bora, 4. sınıfta olmasına rağmen bu suçluluk duygusunu hep içinde taşıyordu.

Murat’ın Öyküsü

Murat, 7. sınıfa giden ve okulunda başarılı olan bir genç. Anne ve babası dört sene önce ayrılmış, o annesi ile birlikte oturuyor. Babası, Murat’ı iki senedir hiç arayıp sormuyor. Murat, bu duruma çok üzülüyor, ancak, o da babasına çok kızgın olduğu için arayıp sormak istemiyor. Babasının hayatından bu şekilde çıkmış olması, oğlunu merak etmemesi Murat’ı çok üzüyor. Murat’la yapılan görüşmelerde, ona bu ayrılık öyküsü içinde, onu en rahatsız eden konunun ne olduğu da soruldu. Bunun üzerine, Murat, babasının annesine vurduğu bir olayı anlattı. “Babam, o gece yine çok içip eve gelmişti. Sonra annemle kavga ettiklerini duydum. Odamdan geldim, salondaki masanın altına saklandım. Babam annemin koluna vurdu, sonra annem yere düştü, ağlamaya başladı. Babam evden gitti. Ben hemen anneannemi aradım. Annemin kolu cok acıyordu. Bir hastaneye gittik, annemin kolu kırılmış, alçıya alındı. Ben hala kendimi çok suçluyorum. O sırada ortaya çıksaydım, babamın üzerine atlasaydım, belki de annemi kurtarabilirdim.” Murat’ın bu tedirginliği, onun her zaman içinde bir kaygı duymasına neden oluyor.

Travmatik Bir Olaydan Sonra Çocuğa Destek Olmak

Kendisinin veya kendisi için önemli olan bir yakınının varlığına tehdit gelmesini yaşayan bir çocuğun güven duygusu ciddi boyutlarda sarsılır. Ancak, yetişkinler, belki biraz da kendi endişelerini bastırmak için çocuklarıyla sarsıcı olaylar hakkında pek de konuşmak istemezler; sanki o olay hiç olmamış ya da önemli değilmiş gibi davranırlar. Bu durum, çocukların olaylar hakkında kendi senaryolarını, kendi varsayımlarını üretmelerine neden olur. Ancak, çocuğun kendi kafasında kurguladığı durum belirsizlikler taşıdığı, tahminlere dayandığı için çocuğu çok rahatsız eder. Travmatik bir yaşantıdan sonra çocukla konuşmak, onun bu olayı zihninde şekillendirip belli anlamlar yükleme sürecini olumlu yönde etkiler. Örneğin, evi yanan bir çocuk düşünelim. Ailesi bu çocukla, olaydan sonra konuşmaz ve sadece yeni bir ev aramanın telaşına düşerse, çocuğun zihninde olayın gerçeklere uygun bir açıklaması olmayabilir. Annesinin, kendisinin yaramazlık yaptığı bir gün “Evi de başımıza yıktın” dediğini hatırlar ve evin yanması ile kendi davranışları arasında bir bağlantı olduğuna inanmaya başlayabilir. Belli bir süre sonra da evin yanmasının kendi suçu olduğunu düşünür. Öte yandan, anne-baba, olaydan sonra çocukla konuşup, yangının bir elektrik kontağı sonucu çıktığını, şu anda zor bir dönemden geçtiklerini, bir süre için büyükanneyle oturacaklarını ve en kısa zamanda yeni bir ev kiralayıp oraya taşınacaklarını anlattıklarında çocuk, kendini çok daha rahatlamış ve güvende hissedecektir. Kısaca özetlemek gerekirse:

Çocuğa yaşanan olayla ilgili olarak, yaşına uygun olmak kaydıyla, elden geldiğince ayrıntılı bilgi verilmelidir.
Çocuğun durumu tam olarak algılamayacağı ya da etkilenmeyeceği düşünülmemeli, ona zaman ayrılmalıdır.
Çocuğun olayla ilgili duygu ve düşüncelerini ifade etmesine izin verilmelidir, “Sakın üzülme, kuvvetli olmamız gerekiyor” şeklinde bir konuşma yerine, “Evet, üzülüyorsun, anlıyorum” şeklinde bir konuşma, çocuğu daha çok rahatlatacaktır.
Çocuğunuzun olay sonucu geliştirdiği duygu ve düşüncelerin “normal” olduğunu kendisine anlatın.
Çocuğunuzla fiziksel temasta bulunmak çok önemlidir.
Çocuğa oyun oynama ve resim yapma fırsatı verilmeli, onun yaşadıklarını dışa vurması sağlanmalıdır.
Çocuğun, yaşanan durum ile ilgili sorularına mutlaka bir yanıt bulunmalıdır. Bu yanıt “Bilmiyorum, öğrendiğim zaman seninle paylaşırım” da olabilir, duymamazlıktan gelmek çocuk açısından en rahatsız edici durumdur.
Çocuğunuza onu sevdiğinizi ve desteklediğinizi sıklıkla söyleyin. Bu günlerin geçici olduğunu ve işleri en kısa zamanda yoluna sokmak için çalıştığınızı vurgulayın.
Çocuğunuzu en kısa sürede günlük hayatın içine katın, ona belli sorumluluklar verin.

Çocuğunuzun birlikte olduğu, diğer yetişkinlere, örneğin öğretmenine de durumu anlatın ve onun da desteğini isteyin.

Çocukta Travma Sonrası Gözlenebilecek Tepkiler

Bir çocuğun başına gelen, gördüğü ya da dinlediği travmatik bir olaya nasıl tepki göstereceği bir çok etmene bağlıdır. Bu etmenleri kısaca şu şekilde özetleyebiliriz:

Çocuğun yaşı: Çocukların değişik yaş dönemlerinde sergiledikleri davranışlar arasında farklılıklar olabilmektedir.
Olayla ne kadar doğrudan bir bağlantısı olduğu: Olay çocuğu ne kadar yakından ilgilendiriyorsa, çocuğun göstereceği tepki o kadar yoğun olur.
Travmatik olaydan önceki kişilik yapısı: Çocuğun uyum yeteneği kuvvetli ise, kısa sürede çözümler üretebiliyorsa, lider özellikleri varsa, travmatik bir durumla baş etme konusunda daha çabuk çözümler üretecektir.
Olaydan sonra bulabildiği maddi ve manevi destek: Çocuk, olaydan sonra hemen bir destek çemberinin içine alınmışsa olayın etkilerini daha çabuk atlatacaktır.
Travmatik olayın süresi, sıklığı: Çok kısa süren ve sadece bir kez olan bir olayla, uzun süren ve sık tekrarlanan bir olayın çocuk üzerindeki etkileri çok farklı olacaktır. Örneğin, çok hafif bir depremi yaşayan, ancak çevrenin hiçbir şekilde etkilenmediği bir durumda çocuğun deprem korkusu geliştirmesi olasılığı çok düşüktür. Öte yandan, çok yoğun sarsıntılar yaşayan, çevrede bir çok binanın yıkıldığını ve bir çok insanın öldüğünü gören, bunun ardından birkaç sarsıntı daha yaşayan bir çocuğun deprem korkusunun olma olasılığı çok yüksektir.
Olayın bireysel ya da toplu olması: Yaşanan olay, daha geniş bir insan kitlesini ilgilendiriyorsa, bu olayın çocuğun üzerindeki etkisi daha az olur, çünkü olay paylaşılır ve nedenleri üzerinde fazla düşünülmez, örneğin; ‘Neden sel oldu?’ şeklinde bir soru pek akla gelmez. Ama, çocuk bir tacize maruz kalırsa, burada kendini suçlaması ihtimali daha fazladır.
Olayın insan kaynaklı ya da doğal afet olması: İnsan kaynaklı olaylar çocukları daha fazla etkiler.
Çocuklarda travmaya bağlı çok çeşitli davranışlar gözlenebilir. Bunlar arasında:

Uyku bozuklukları, kabuslar
Yeme, giyinme, tuvalet alışkanlığı gibi alanlarda farklılıklar, geriye dönüşler
Kıpır kıpır, huzursuz olma
Uykulu, donuk olma, yalnız kalma isteği
Her fırsatta ağlama
Tanıdığı nesnelere aşırı bağlanma
Değişiklikle baş etmede zorlanma
Anne-babayla olan ilişkilerde farklılık, aşırı talepkar olma ya da tamamen içine kapanma
Kardeşlerle olan ilişkilerin daha olumsuz olması, kavgaların artması
Travmatik olayla ilgili takıntılı düşünceler geliştirme, sürekli bu olay hakkında konuşma, bu olayla ilgili oyunlar oynama
Olayın tekrarlanacağı endişesi
Başkalarının gereksinimlerini aşırı derecede önemseme
Okul başarısında düşüş
Dikkatte azalma/bozulma
Doyumsuz olma
Küçük olaylara aşırı tepkiler verme
Çocuğunuzda olaydan hemen sonra gözleyeceğiniz davranış değişiklikleri akut yas reaksiyonu olarak olarak adlandırılır. Çocuğunuzun böyle bir süreçten geçtiğini anlayabilmek için “Akut Yas Reaksiyonu Ölçeği”ni doldurabilirsiniz. Çocuğunuz, olayın üzerinden altı ay geçtiği halde, farklı davranmaya devam ediyorsa, onda travma sonrası stres sendromu olduğunu düşünebilirsiniz. Bu durumu saptamak için de “Travma Sonrası Stres Sendromu Ölçeği”ni doldurabilirsiniz.

Çocuklarda Ölüm Kavramı

Çocuklarla ölüm hakkında konuşmak, bir çok yetişkin için çok zordur. Yetişkinler bu kavram ile ilgili olarak bütün soruları yanıtlamaları gerektiğini, ancak bu arada da çocukları üzmemeleri gerektiğini düşünürler. Öte yandan, ölüm çocukların çok küçük yaşlardan itibaren tanıştıkları bir durumdur. Evdeki bir çiçek ölür, yolda ölmüş bir kuş görürler. Çocukların ölüm hakkında neler düşündükleri yaşlarına ve konumlarına göre değişir.

Okulöncesi dönemdeki bir çocuk, ölümün geriye dönüşü oyan bir durum olduğuna inanır. Kişi o an için yok olmuştur, ama geri gelecektir, işlerini başka bir yerde yürütmektedir.
6-9 yaş arası çocuklar ise, ölümün geriye dönüşü olmayan bir durum olduğunu bilir, ancak, kendisinin ve sevdiklerinin ölmeyeceğine inanır.
9-12 yaş arası çocuklar, ölümün geriye dönüşünün olmadığını anlarlar. Bunun için de “dünyada yer açılması gerekir” gibi neden-sonuç ilişkileri geliştirirler.
12 yaşından büyük gençler ise, artık ölümü bir yetişkin gibi algılarlar. Ölüm ile ilgili felsefi düşünceler geliştirirler. Hayatın anlamını araştırırlar.
Eğer çocuk bir yakınını kaybetmişse, bu bilgi onunla paylaşılmalıdır, ancak neler anlatılacağı çocuğun yaşına ve bu kaybın öncesinde ne kadar bilgi sahibi olduğuna bağlıdır. Kaybı olan çocuğa neler söylenebilir?

Olayın ne olduğu kısa, ama doğru bir şekilde iletilmelidir. Çocuğa, bu konu ile ilgili geçici öyküler anlatmak yerine, gerçek öykünün anlatılması çok önemlidir.
Kaybı yaşayan kişilerin duygularını göstermeleri gerekir. Sürekli mantıklı olmak ve hiçbir şey olmamış gibi davranmak, çocuğun kendi içinde bir çok duygusunu bastırmasına neden olur ve iç huzursuzluğuna yol açar. Duyguların ifade edilebileceğini görmek çocuğu rahatlatır.
Çocuğa, konu ile ilgili soru sorması için fırsat verilmeli, sorduğu sorulara da elden geldiğince doğru cevaplar verilmelidir. Eğer cevabı bilmiyorsanız bunu da belirtmelisiniz.
Çocuk, sık sık kendi ölümüyle ve sizin ölümünüzle ilgili sorular sorabilir. Bu sorulara da doğru yanıtlar vermek önemlidir. Çocuklara herkesin bir gün öleceği, ama şu anda bunu düşündürecek bir neden olmadığı anlatılmalıdır.
Çocuğun, bir kayıp yaşadıktan sonra manevi desteğe gereksinimi vardır. Onu sarılıp öpmek, ona sevildiğini söylemek, çocuğun güven duygusunu güçlendirecektir.
Çocuğunuz, özellikle 9 yaşından büyükse, cenaze törenine katılabilir. Bunun için çocuğun fikrinin alınması çok önemlidir. Eğer çocuk katılmaya karar verirse, tören ile ilgili ayrıntılar da kendisine anlatılmalıdır.
Çocuğa, bir kaybı olduğu, ona tanıdığı, sevdiği biri tarafından söylenmelidir. Çocuğun hayatında ilk kez gördüğü ve tanımadığı bir profesyonel, bu işi için çok uygun değildir.

Çocuğun, olay yerinden uzaklaştırılması, çocuğun daha sonra uyum sağlamasını güçleştirir. Çocuğun, mümkünse alışık olduğu yerde kalması, ancak yaşam şartlarının bir an önce normale döndürülmesi çok önemlidir.

Çocuklarda Yas Tepkileri

Çocuklar, sevdikleri bir yakınlarını ya da tanıdıklarını kaybettiklerinde çoğu zaman dışarıdan etkilenmiyorlarmış gibi görünseler de içlerinde büyük bir karmaşa yaşarlar:

Onlar da tıpkı yetişkinler gibi kaybettikleri kişiye bir “güle güle” deme şansının kendilerine verilmesini isterler. Bu nedenle evde, aile arasında yapılacak bir “uğurlama töreni” ya da çocuğun yaşı ve konumu uygunsa cenaze törenine katılması çok önemlidir.
Çocuklar, öncelikle olayın doğru olduğuna inanmak istemezler ve gerçekçi olmayan çabalar içine girerler; kaybettikleri kişiyi ararlar, rüyalarında kaybettikleri yakınlarını görürler, kaybettikleri kişiyle tekrar karşılaştıkları oyunlar oynarlar. Bu çabaların amacı, kaybettikleri kişi ile yeniden bir araya gelebilmektir.
Çocuklar kaybettikleri kişiyi daha çok tanıdık yerlerde veya en son gördükleri yerde ararlar.
Fotoğraflar, birlikte gidilmiş yerleri ziyaret etmek çocukların kayıplarını içlerine sindirmelerine yardımcı olur.
Çocuklarda genellikle gözlenen yas aşamaları şunlardır:

Reddetmek: Çocuk, kaybettiği yakınını bir daha göremeyeceğini aklına getirmek istemez; o kişi ile yeniden bir araya geleceğinin hayalini kurar ve bu yönde oyunlar oynar ya da öyküler anlatır.
Öfke: Çocuk, yaşadığı olayın geriye dönüşü olmadığını ve hayatının farklı bir şekilde yapılanmaya başladığını fark ettikten sonra hem duruma hem de kaybettiği kişiye karşı öfke duymaya başlar.
Hüzün: Çocuk, kaybı için büyük bir üzüntü duymaya başlar. Bu üzüntü hem kaybettiği kişi için hem de kendinde yaşadığı eksiklik içindir.
Alışma ve ileriye yönelme: Çocuk, kaybını artık içine sindirmiş ve hayatını o kişi olmadan yapılandırmaya başlamıştır. Düşünceleri daha çok geleceğe yöneliktir.
Çocukların, bu aşamalardan belli bir süre ve sıra içinde geçeceklerini düşünmek pek doğru değildir. Bazı çocuklar, bu aşamaları çok kısa bir süre içinde geçebilirken, bazıları belli bir aşamada daha uzun bir süre kalabilirler, hatta zaman zaman geriye dönüşler yaşayabilirler. Bazı çocuklar da, bir süre hiçbir tepki göstermeyip daha sonra yas tepkileri göstermeye başlayabilirler. Yetişkinlere düşen, çocuklarını yakından izlemeleri ve onlara gereksinim duydukları desteği verebilmeleridir.

Travmatik Yaşantılardan Sonra Çocukların Oluşturabilecekleri İnanışlar

Çocuklar, hayatlarında olumsuz değişikliklere neden olan olaylardan değişik derecelerde etkilenirler. Aynı olaydan bazı çocukların daha çok, bazılarının daha az etkilenmesi bir çok nedene bağlıdır. Bu nedenler arasında yaş, olaya uzaklık, kişilik yapısı, destek sistemleri gibi etmenlerin yanında, çocuğun olaya yönelik algı ve yorumları da çok önemlidir. Bu yorumlar arsında çok sık ortaya çıkanlar arasında;

Ben kötü bir kişiyim
Ben güvenilmezim
Ben güçsüzüm
Ben suçluyum
Ben beceriksizim sayılabilir.
Bu inanışlar, çocuğun kendisine yönelik olduğu için, onun daha sonraki davranışlarını da bu yönde etkileyebilir. Örneğin, kendini suçlu hisseden bir çocuk sürekli huzursuz olacak, kendini çevresine beğendirmeye çalışacak, aynı zamanda da öfkeli olacaktır. Yetişkinler açısından çocuğun bu inanışlara sahip olabileceğini göz önünde bulundurmak ve destek vermek, travmanın etkilerini azaltmak açısından gereklidir.

Profesyonel Yardım

Bazı çocuklar travma sonrası dönemde kendiliklerinden bir iyileşme gösterirken, bir çoğu travmatik olayın üzerinden uzun bir zaman geçse bile travma sonrası stres sendromu belirtileri göstermeye devam ederler. Bu nedenle, olayın boyutları normal insan yaşantısının çok ötesinde olarak düşünülüyorsa, olaydan sonra derhal profesyonel bir yardım almakta yarar vardır. Eğer olayın boyutları yetişkinler tarafından tam olarak anlaşılamamışsa ve çocuk olaydan 6-12 ay sonrasında bile davranış değişiklikleri, travmatik stres sendromu belirtileri göstermeye devam ediyorsa yine bir uzmana başvurmak gerekli olabilir. Travmatik olaylarla baş etmek amacıyla, çocuklarda en çok kullanılan yöntemler şu şekilde sıralanabilir:

Bilinçlendirme: Travma ve etkileri konusunda çocuk ve ailesinin eğitilmesi ve bilinçlendirilmesi durumun anlaşılması açısından çok yararlıdır.
Bilişsel-Davranışçı Yaklaşım: Bu yöntemle travmatik yaşantılar çocukla konuşulur, tartışılır. Çocukla belli gevşeme yöntemleri kullanılır, travmaya ilişkin gerçekdışı inanışlar üzerinde durulur. Çocukların daha sonraki aşamalarda travmatik durumla yüzleşmeleri de denenebilir.
Oyun terapisi: Özellikle yaşı küçük olan çocuklarla, oyun aracılığı ile konunun dışa vurumu için bir ortam yaratılır. Daha sonra çocuğun, oyun aracılığı ile travmatik anılarıyla baş etmesi hedeflenir.
Sanat Terapisi: Yaşı daha büyük olan çocuklarla, belli hedefler için oluşturulmuş sanatsal etkinlikler bir dışa vurum ve yaşantıları işleme aracı olarak kullanılır. Burada resim, heykel, kukla, iyileştirici öyküler en çok kullanılan yöntemlerdir.

EMDR (Eye Movement Desensitization Reprocessing/Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme): Bu yöntemle bilişsel terapideki bazı yöntemler, bedendeki simetrik hareketlerle birleştirilir. Bu uygulama sonucu, kişinin ona rahatsızlık veren anıları ve duyguları onu daha az rahatsız eder hale gelir. Bu yöntem dünya üzerinde yeni uygulanmaya başlandığı halde, etkinliği çok sayıda araştırma ile kanıtlanmıştır ve travma ile yapılan çalışmalarda çok kısa sürede çok etkili soruçlar vermektedir.

Öğretmenlere Öneriler

Özellikle toplu olarak yaşanan ve daha çok doğal afet grubunda yer alan travmatik olaylardan sonra, çocukların duygu ve düşüncelerini ifade etmeleri ve yeniden günlük düzene geçebilmelerinde öğretmenlere çok büyük bir rol düşmektedir. Bu durmuda öğretmenlere şunlar önerilebilir:

Anne-babalara çocuklarına nasıl davranmaları gerektiği konusunda önerilerde bulunabilirler; onların çocuklarıyla daha fazla ve kaliteli zaman geçirmeleri konusunu vurgulayabilirler
Çocukların evden okula gelirken bazı kaygılar yaşamaları doğaldır; öğretmenlerin çocuklara okulun güvenli bir yer olduğu konusunda güvence vermeleri gerekir, çocukların ayrıca anne-babalarının da güvende olduklarını bilmeye ihtiyaçları vardır.
Özellikle doğal afetlerden sonra, çocuğun aynı olayı defalarca medyada izlemesine engel olunmalıdır. Bu, çocuğu tekrar tekrar travmatize edebilir.
Sınıf içinde zaman zaman, konu ile ilgili tartışmalar yapılabilir, ancak kimse bu tartışmalara katılmaya mecbur tutulmamalıdır.
Çocukların, olay sonrası gösterecekleri tepkilerin okula da yansıyacağı akılda tutulmalı ve çocukların bu duygu ve düşüncelerini dışa vurabilecekleri ortamlar hazırlanmalıdır. Bunun için, çocukların ilgili konularda öyküler hazırlamaları, bunları yazılı veya sözlü olarak ifade etmeleri sağlanabilir. Çocukların resim yoluyla kendilerini ifade etmelerine fırsat verilebilir.

Fikrinizi Söyleyin

MUTLU VE UZUN ÖMÜRLÜ EVLİLİK İÇİN 8 İPUCU..!

Uzman Psikolog ve Aile Danışmanı Ayşin Akdağ, Mutlu ve uzun ömürlü evliliğin 8 ipucunu açıkladı: “Ülkeleri …

DİKKAT EKSİKLİĞİNE SON

Bartın’da 22 yıldır faaliyet gösteren Değişim Akademi ve Danışmanlık Hizmetleri adı altında ilimizde hizmet …