Etiket: psikolog bartın

MUTLU VE UZUN ÖMÜRLÜ EVLİLİK İÇİN 8 İPUCU..!

Uzman Psikolog ve Aile Danışmanı Ayşin Akdağ, Mutlu ve uzun ömürlü evliliğin 8 ipucunu açıkladı: “Ülkeleri yöneten politikacıların, başarılarını belirleyen çoğu zaman ekonomi ise evliliklerin de başarılı ya da başarısız olacağını belirleyen iletişimdir.”

Mutlu, sorunsuz ve sonsuza kadar süren bir evlilik, çiftlerin en önemli isteğidir. Ancak ister evlilik olsun ister beraberlik, başarılı bir ilişki göründüğü kadar kolay ve basit değildir. Karmaşık bir yapıya ve hassas dengelere dayalı olan kadın-erkek ilişkisinin başarısıysa, uzmanların tavsiye ettiği bir takım kolay uygulanabilir ama önemli kurallara uymakla mümkündür. Uzman Psikolog ve Aile Danışmanı Ayşin Akdağ, bu karmaşıklık içinde öncelikle “eşler arası iletişim” de yapılması ve yapılmaması gereken 8 ipucunu paylaştı. Peki, evliliğin uzun ömürlü olmasını sağlayan iletişim nasıl olmalıdır?

Evlilikte iletişimin en önemli unsurları nelerdir?

Evliliklerin uzun ömürlü olmasındaki en birincil faktörün iletişim olduğunu belirten Uzman Psikolog Akdağ, mutlu evlilik için gerekli 8 ipucunu açıklayarak şunları söyledi:

“Ülkeleri yöneten politikacıların, başarılarını belirleyen çoğu zaman ekonomi ise evliliklerin de başarılı ya da başarısız olacağını belirleyen iletişimdir. Ancak iletişim, net olmayan muğlak bir sözcüktür. Farklı kültürler içinde yaşamış ve sahip oldukları farklılıklarla evlilikleri oluşturan çiftler daha iyi iletişim yeteneklerine sahiptirler. Bu çiftler iletişim becerileri sayesinde kendi farklılıkları ile nasıl baş edeceklerini öğrenirler. Bu yüzden daha iyi konuşurlar. Eğer eşinizle daha sıkı bir bağa sahip olmak istiyorsanız, düşüncelerinizi ve duygularınızı daha açık bir şekilde etkili ifade ederek birbirinize anlatmalı, paylaşmalı ve eşinize değer verdiğinizi hissettirmelisiniz. İletişim için aşağıda belirtilen 8 farklı ipuçlarını dikkate alarak evliliğinizi, birlikteliğinizi ayakta tutabilir, ilişkinizi daha mutlu sürdürebilirsiniz.

İYİ BİR İLETİŞİM İÇİN;

İletişimde Dinlemeye Odaklanın

Dinleme kişilerarası ilişkilerde olduğu gibi çiftlerin iletişiminde de önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle çiftlerin, aralarında iletişim kurarken dinlemeye dikkat etmeleri gerekmektedir. Malibu’da Paperdine Üniversitesi Profesörü Kathleen Eldridge de diyor ki; evlilikte en iyi iletişim tipi karşılıklı saygıyı içerir. Duyguların onaylanması, aktif dinleme, uzlaşma ve pazarlık, yermeyen tartışma, gönüllülük, isteklilik kaliteli iletişimin olmazsa olmazlarıdır. Çalışmalar göstermiş ki; hangi çiftler birbirlerini destekliyor, birbirleriyle kişisel endişeleri hakkında konuşuyorlarsa o çiftlerin evlilikleri daha uzun sürer.

Eşinizle baskı olmadan iletişim kurun

Eğer eşlerin her ikisi de çalışıyor ve finansal baskılar altında iseler eşler bu sorunları konuşmak için zaman bulmakta zorluk çekebilmektedirler. Bu tür konuları konuşmak için kimsenin rahatsız edemeyeceği, konuşmanın kesilmeyeceği, farklı etmenlerin baskısının olmadığı bir ortam ve zaman ayarlayıp, bu zaman içerisinde çiftlerin kendi aralarında birbirlerine sahip oldukları duyguları açık bir şekilde söyleyerek, problemler ve sıkıntılar hakkında konuşmak sorun çözümünde oldukça etkili bir iletişim yöntemidir. Bu yöntem, problemleri baskı altında iken, bir tartışma içindeyken çözmeye çalışmaktan çok daha fazla işe yaramaktadır. Bunun için çiftlerin aralarındaki herhangi bir sorun için ayrıca bir zaman ayırarak o sorun hakkında açık iletişim kurmaları çok önemli ve işlevseldir.

Eşinize ilginizi ve endişenizi gösterin

Pozitif iletişimin kritik noktası, iletişim halinde olduğumuz kişi ile empati kurabilmektir. Empati kurmak çiftlerin aralarındaki sorunları çözebilme becerilerini artırırken ikilemleri ve anlaşmazlıkları da azaltmaktadır. Örneğin bir çift hafta sonu başbaşa özel bir tatile çıkmak istiyor. Bunun için çocukları büyükanne veya büyükbabalarının yanına bırakma gibi bir planlama da yapmışlar. Ancak eşlerden birinin iş yerinde acil bir durumu ortaya çıkmış ve tatili ertelemek zorunda kalmış. Bu durumda acil işi çıkan eşin, durumu anlatabilmesi için eşiyle empati kurması çok önemlidir. Buna göre işi çıkan eşin şöyle demesi uygun olacaktır: Biliyorum bu hafta sonu senin için çok önemliydi, bununla birlikte bu hafta sonu çalışmaktan başka seçeneğim yok. Yapmak istediğimiz tatil için yeni bir gün ayarlayalım, biliyorsun bende seninle özel vakit geçirmek istiyorum.  Bu tatili olabilecek en kısa sürede yeniden planlayalım olmaz mı, ne dersin? Bu durumda diğer eşin de empati kurabilmesi önemlidir. Bunu başaran çift, tatil için yeni bir gün planlayarak, birbirlerini anladıklarını ve saygı duyduklarını ve birbirlerini önemsediklerini hissettirir, böylece bu sorunu aşabilirler. Empati ile iletişim kurma ve karşı tarafı önemseme ilişkiyi güçlendirir.

Eşinizi görünmez yapmaktan kaçının

Gerek yapılan araştırmalar ve gerekse aile terapistlerin tecrübe ettiğine göre, bir partner veya bir eş, ilişki içerisinde kendini görünmez hissediyor ise bu his, çiftler arasında iletişimin kırılmasına, bozulmasına neden olmaktadır. Kırılan ve bozulan iletişim, eşin ruhen çökmesine ve kendini değersiz hissetmesine yol açmaktadır. Uzun süreli bu kritik durum, evliliklerin çökmesi ve boşanma ile sonuçlanır. Bu his, boşanmaların önde gelen güçlü duygularından biridir. Boşanma ile sonuçlanan evliliklerde, eşlerin kendini vazgeçilmiş hissetmesi, reddedilmiş ve engellenmiş, dinlenilmemiş, gözden kaçırılan ya da göz ardı edilen biri olarak hissetmeleri,  evlilikte yaşadıkları en güçlü duygular olarak saptanmıştır. Eşinize öncelik vermeniz ve bunu ona hissettirmeniz gerekmektedir. Tersi, karşınızdakinin kendini görünmez hissetmesine neden olur. Bu da evliliği sona erdiren duyguların başında gelir ve evlilik için tehlike çanları çalıyor demektir.

Tamir etmeye konsantre olun

Eşler arasında anlaşılmazlığa düşmek, bağdaşmamak çoğu zaman kaçınılmazdır. Bununla birlikte çoğu zaman konuşabilen, problemleri çözmek için istekli olan, buna zaman ayıran, hata var ise onları düzeltmek için çaba gösteren, problemleri çözme becerisine sahip olan, konuşabilen çiftlerin evlilikleri bunları yapamayan çiftlerin evliliklerine göre daha uzun ömürlü olmaktadır. Öyleyse anlaşmazlığa düşmekten korkmak yerine, onları uygun kritik iletişim yöntemleri ile çözmek ve çözmeye istekli olmak daha elzemdir. Bunun için anlaşmazlığın olmadığı bir evlilik hayal etmek gerçekçi değildir. Ancak anlaşmazlık var diye diğerine kötü davranmak onu dinlememek problemi çözmeye çalışmamakta kolaycılıktır ve problem çözücü değildir. Sorunları büyütmek veya yok saymak evliliğin en büyük düşmanıdır.

Bir çıkmaza veya bir ikileme düştüyseniz yardım arayın

Eğer arabanız çalışmazsa bir tamirciye gidersiniz, eğer dişiniz ağrıyorsa bir diş hekimine gidersiniz. Ya evliliğiniz sıkıntıya düştü ise? Görülmektedir ki, bazı eşler bu sıkıntıyı görmezden gelmekte, bazı eşler geleneksel inanç ve yöntemlerle çözmeye çalışmakta ya da bazıları da problemleri halı altına süpürmektedir. Bu tutumlar ve uygun olmayan sorun çözme yöntemleri ya çiftleri boşanmanın tuzağına düşürür ya da çiftler evlilikleri boyunca doyum sağlayamazlar. Halbuki bu konuda da uzmanlara danışmak ve onlardan yardım almak en sağlıklısıdır. Çoğu çift bu konuda isteksiz veya bilgisizdir. Evlilik danışmanları, terapistleri çiftin gerçek problemlerini ortaya çıkarabilir, onların problemlerini,  yeni kelimeler, yeni cümleler ve yeni düşünceler ile tekrar gözden geçirmelerini sağlayarak, evliliklerini yeniden yapılandırmalarına olanak verir, onların ilişkilerini yeniden ayarlama ve kurma imkanı sağlar.

Her olumsuzluğu eşinizin üzerine atmayın

Evlilik sürecinde olan tüm olumsuzlukların sebebi veya sorumlusu olarak eşiniz göstermekten vazgeçin. Vur abalıya sendromundan kaçının. Sorumluluğu paylaşın, taşın altına sizde eliniz koyun. Bunun tersi şekilde davranmak, eşinizin haklarını ihlal etmek, onu değersizleştirmektir. Yeni olarak yaşanan herhangi bir olumsuz durumu konuşurken bu olayı eskiyle ilişkilendirip eskiye dönmeyin. Çoğu çiftin sürekli geçmişi dillendirdikleri, nişanlılık dönemine kadar indikleri ve çoğu zaman birbirlerini suçlayarak şimdiden uzaklaştıkları ve var olan problemlerin içinden çıkamadıkları görülmektedir. Eskiyi eskide bırakma yetisini kazanın. Sen zaten o zamanda böyle yapmıştın, şöyle söylemiştin, annende bunu demişti gibi söylemlerden kaçının. Asırlar önce olmuş ve unutulmuş adaletsizlikler ve yapılanlara odaklanmak yerine yeni olan olaya odaklanın o olayla ilgili sorumluluk alın. Her iki tarafta aktif haldeki olay ile ilgili payını kabul etmeye istekli olmalı, etkili iletişim yöntemleri kullanarak sorunlarını çözmeye çalışmalıdır.

Birbirinizin bam tellerine basmaktan kaçının

Pek çok insanın geçmişteki deneyimlerine ve yaşadıklarına bağlı olarak onu ateşleyen tetikleyen özel durumları vardır. Çoğu çiftler kaçınılmaz bir şekilde birbirlerinin tuşlarına basarlar. Kadın eş, kocanın evi derleme toparlama davranışını kritize etmeye başladığı zaman bu durum kocaya, kendi annesinin kritize etmesini çağrıştırıyor, hatırlatıyor olabilir veya koca ne zaman sesini yükseltse, ajitasyon ve kışkırtmaya başlasa, kadın, babasının asabiliğini ve çabuk sinirlenmesini, çığırından çıkmasını hatırlıyor olabilir. Eşler birbirlerinin hassas noktalarını yani bam tellerinin neler olduğunu, nelerden kaçınmaları gerektiğini, karşı tarafın zayıf noktalarının neler olduğunu bilmeleri ve bu konuda bilinçli olarak hassasiyet göstermeleri çok önemlidir. Eğer kadın, kocasının sinirlenmesinden ve yüksek sesle bağırmasından dolayı üzülüyorsa koca, bilinçli olarak yavaş ve tonunu ölçerek konuşmalıdır. Öyle ki karısı onu dinleyebilsin. Eğer koca sürekli kritize eden annesini hatırlıyorsa kadın bazı titizliklerini, eleştirilerini kontrol ederek bilinçli olarak eşini etkileyen bu davranıştan vazgeçmeli ya da en aza indirmelidir. Araştırmalar gösteriyor ki boşanmaya neden olan negatif davranışlar,  küçük düşürme, geçersiz sayma ve geri çekilme şeklindedir. Eğer kişi eşine aşağılayıcı, alay edici ve hor görücü şekilde davranıyorsa boşanmaya yol açan tuzaklara düşüyor demektir. Bunun yerine teşekkür, onaylama, anlayış ve empati içeren iletişim kurmayı öneriyorum. Pozitif davranış ve sağlıklı iletişim evliliğinizi besler, onun gelişerek büyümesini ve uzun ömürlü olmasını sağlar. Allah bir yastıkta kocatsın  dileğimiz gerçek olur, gökten üç elma düşer, biri kadının biri kocanın biride çocukların olur.”
Uzmanların önerileri doğrultusunda sürdüreceğiniz bir yaşamda elbette bazı aksaklıklar olabilir ama görünen şu ki mutlu ve uzun bir evlilik hayal değil. Saygı ile başlayan süreç, iyi bir ikili diyaloglarla en iyi şekilde yürütülebilir gibi görünüyor.

HİPERAKTİVİTEYE NASA PATENTLİ ÇÖZÜM

ABD Uzay Üssü NASA’dan ilham alınarak tasarlanan Play Attention metodu ile dikkat eksikliği, hiperaktivite artık sorun olmaktan çıkıyor. 22 yıllık Değişim Akademi tecrübesi ile hizmet veren Bartın Akıl Treni Gelişim Merkezi’nde uygulanan Play Attention yöntemi ile dikkat gelişirken aynı zamanda özgüven kazanma, daha kolay organize olma, hafızanın ve sosyal becerilerin gelişimi gibi artılar da mümkün oluyor. Akıl Treni Gelişim Merkezi’nden Uzm. Psikolog Ayşin Akdağ, dikkat eksikliği için uygulanan işitsel algı metodu Berard’dan sonra yine dikkat eksikliği sorunun ortadan kaldırılması için uygulanan görsel algı metodu Play Attention hakkında bilgiler verdi. Uzm. Psikolog Ayşin Akdağ, Bartın’da sadece Akıl Treni’nde uygulanan metot ile ilgili şunları söyledi:
Play Attention yöntemi nedir?
“Play Attention, beyin dalgalarını algılayarak dikkati ölçen ve geliştiren güçlü bir öğrenme sistemidir. ABD Uzay Üssü NASA’dan ilham alınarak tasarlanmıştır ve dünya çapında binlerce psikolog ofisinde, doktor ofisinde, travmatik beyin hasarları hastanelerinde, öğrenme merkezlerinde ve atlet yetiştirme merkezlerinde kullanılmaktadır. Play Attention, kullanıcının gerçek zamanda dikkatini görmesini sağlar. Zamanla, Play Attention kullanan öğrenciler dikkat ve odaklanmayı geliştirmektedirler. İnteraktif alıştırmalar, öğrencileri, odaklanmanın ve bilişsel işlemlerin yeni seviyelerine çıkması için zorlar. Seviye seviye öğrenci, sınıfta ve evde başarılı olması için gerekli olan kalıcı becerileri geliştirir. Play Attention, beyin enerji izleme kombinasyonu, bilişsel beceri egzersizleri ve davranış şekillendirme tekniklerini içeren, tüm dünyada özellikle dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda, öğrenme güçlüğünde kullanılan geliştirici eğitim aracıdır. Bireyin dikkatini ve davranışlarını kontrol etmesine, potansiyelini anlamasına ve geliştirmesine yardımcı olmak için tasarlanmıştır. Öğrencilerin yüzde 99 oranında dikkat ve davranışlarını iyi yönde kullanmayı öğrenmesini sağlar. Fark yaratan teknolojisi sayesinde, dikkat süresini el ile tutulabilir, öğrenim için somut görünür bir hale dönüştürür.
İş ve okul başarısı artıyor
Çocuklarda aşırı hareketlilik, dikkatsizlik ve isteklerini erteleyememek, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun en önemli belirtileri olarak sıralanıyor. Bunlar çocuğun akademik performansını olumsuz etkileyebilir. Dikkat eksikliği, bilgiyi öğrenmeyi güçleştirir. Görevleri bitirememe, organize olamama, hatırlamada zorluk ya da kolayca dikkatin dağılması, bu çocukları yetişkinliğe kadar takip eder. Konsantrasyon öğrenme için çok önemlidir. Odaklanma eksikliği, dikkat eksikliği ve hiperaktivite çocukların bilgiyi yakalama ve zihinde tutma becerisini azaltır ve okulda uyum sağlamalarını zorlaştırır. Kurumumuzda uygulanan sistem, odaklanma güçlüğü, dikkat eksikliği sorunu olan yetişkinler ve öğrenciler de dikkat ve algı problemlerini en aza indirerek iş başarısı ve okul başarısının artmasına yardımcı olur. Programımız sınavlarda dikkati toplamayı, sınıfta öğretmeni dinlemeyi ve düzenli çalışmayı öğretir. Okuduğunu anlamayı artırır. Hafızayı güçlendirerek öğrenmeyi kolaylaştırır. Dürtüsel hareketi azaltır, bireyin davranışlarını kontrol etmesine yardımcı olur. Bilimsel araştırmalar, beynin hayat boyunca sürekli değişim kapasitesine sahip olduğunu göstermiştir. Play Attention, kullanıcının gerçek zamanda dikkatini görmesini sağlar. Zamanla, Play Attention kullanan öğrenciler dikkat ve odaklanmayı geliştirmektedirler. İnteraktif alıştırmalar, öğrencileri, odaklanmanın ve bilişsel işlemlerin yeni seviyelerine çıkması için zorlar. Seviye seviye öğrenci, sınıfta ve evde başarılı olması için gerekli olan kalıcı becerileri geliştirir. Programımız bu becerileri öğretmede uluslararası liderdir.
Metot uygulandığında görülen değişimler
Play Attention düzenli bir şekilde uygulandığında dikkat eksikliği ve hiperaktivite veya öğrenme güçlüğü olan çocuklarda; daha uzun süre dinleyebilme, okuduğunu anlama, çalışma becerilerini geliştirme, sınavlarda ve derslerde odaklanma, ev ödevlerini kendisi başlayıp sürdürebilme, organize olma becerilerinde gelişme, dürtüsellikte ve hareketlilikte azalma, başladığı işi bitirebilme, kendini kontrol edebilme, bellekte gelişme, görsel organizasyonda gelişme, davranışlardaki gelişmeye bağlı olarak arkadaş ilişkilerinde düzelme, kurallara uyma konusunda gelişme konularında başarı sağlamaktadır. Sistem, aynı zamanda dikkat eksikliği ve hiperaktivite problemi olan çocuklarla ebeveynleri arasındaki ilişkiyi de geliştirir. Çocuğunuz dışlanmış ve farklı hissetmek zorunda değildir. Sistem çocuğunuza arkadaş edinme ve onlarla arkadaş kalma becerilerini öğretebilir.
Yöntem nasıl uygulanıyor?
Kola takılan sensörler, kullanıcının başka bir aparat kullanmadan sadece dikkatini vererek bilgisayar ekranında, egzersizlerdeki karakterleri hareket ettirebilmesini böylece dikkatini somut olarak gözlemlemesini ve öğrenmesini sağlıyor. Yani sistemin en önemli özelliği bireyin dikkatini ve bilişsel işlemlerini bilgisayar ekranında eş zamanlı olarak yansıtması. Bilgisayar tarafından sağlanan görsel ve işitsel geri bildirim sayesinde kişiler beyin dalgalarını eğitirler. Dikkat gelişirken aynı zamanda özgüven kazanma, daha kolay organize olma, hafızanın ve sosyal becerilerin gelişimi gibi artılar da mümkün oluyor. Amerika’da ve birçok Avrupa ülkesinde, okullarda, kliniklerde, özel hastanelerde uygulanan, yetişkinlerin ve çocukların okul, iş ve sosyal hayatta başarısının, motivasyonunun artmasına yardımcı bir program olan Play Attention, haftada 2-3 gün 30-45 dakika arası seanslarla 6 ay, 5 yaşından itibaren her yaş grubuna uygulanabiliyor.”

SUÇLU EN YAKINIMIZDAKİ OLABİLİR

Son zamanlarda çocuk istismarı haberlerini sık duyar ve okur olduk. Bu durumun yaşanmasında en büyük sebep ne? Aileler nelere dikkat etmeli? Çocuklarımızı nasıl korumalıyız? Bu sorularımızı Uzman Psikolog Ayşin Akdağ’a sorduk. Sadece kız çocuklarının değil erkek çocukların da cinsel istismara uğradığını belirten Akdağ, suçluyu uzakta aramaya gerek yok. Ulaşması daha kolay tehlike genellikle en yakındakilerden geliyor” dedi.

Uzakta aramayın

Çocuk istismarlarında tehlikenin en yakındakilerden geldiğini ifade ederek aileleri uyaran Uzm. Psikolog Ayşin Akdağ, şunları söyledi:
“Özellikle en çok üzerinde durduğumuz konu çocuk istismarıdır. İstismar dediğimizde yaşına, fiziki gücüne ve bedensel özellikleri dışında yetişkinin menfaati noktasında bir şeylere zorlanmasıdır.  Bunları psikolojik istismar, ekonomik ve cinsel istismar olarak kollara ayırabiliriz. Bizim üzerinde durduğumuz konu ise cinsel istismardır. Çünkü görülmeyen, sonradan ortaya çıkan ve çocuğun o yaştan sonraki psikolojik olarak etkileyen istismarlardır. Bu nedenle bu konunun çok önemli olduğunu ve aileleri de bu konuda uyarmak gerektiğini, rahatlıkla söyleyebilirim. Her an her şey olabiliyor. Yanlış bilinen doğrular var. Çocuk istismarı ve cinsel istismarı suçlularını genellikle uzaktan ararız. Yani yabancının yapacağını düşünürüz. Halbuki öncelikle kendi etrafımıza bakmamız gerekiyor. Kendi yakınlarımızdan ve kendi çevremizden geliyor böyle durumlar. Yakın çevremizden olma sebepleri ise ulaşılabilirlik derecesinin daha yüksek olmasıdır. Örneğin evimize akrabamız geliyor. Evimizdeki çocuğumuza çocuğun hoşuna gidecek yiyecekler alıp yakınlık kuruyor. Daha sonra istediği şekilde istismar yapıyor.“

Çocukların davranışlarına dikkat edin!

Aileleri çocuklarının davranışlarını iyi analiz etmeleri gerektiği konusunda uyaran Akdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tabi ki istismarlar her zaman temas halinde olmuyor. Dokunmak, okşamak yani rızasının dışında çocuklara eylem uygulaya biliniyor. Bu konuda ceza işlemleri de ruh sağlığı bozuktur raporu da kaldırıldı. Tabi biz bunu çok enteresan olarak değerlendirdik. Ruh sağlığı bozukluğunu şöyle ifade etmek istiyorum. Cinsel istismar olaylarında çocuklar travma geçiriyor. Daha sonra bir takım davranışlarında değişiklikler oluyor. Çocuğun okuldaki başarısı düşüyor. Sosyal içe dönüklük başlıyor. Uykusuzluk ve iştahında değişiklikler başlıyor. Ailelerimiz bu davranışları çocuklarında dikkat etmesi gerekiyor. Eğer ki yakın çevresinde bu istismar devam ediyorsa davranış şiddetleri daha da artabiliyor. Çünkü tekrarlayan istismar söz konusudur. Cinsel istismar yapan kişi tekrarlamıyorsa ve adliyeye yansıyan olaylarda çocukta bulgu saptanamaya biliyor. Ancak aylar sonra takiplerimizde yine davranış bozukluklarına rastlayabiliyoruz. Yani ilk rapor yanıltabiliyor. Ailelerimiz bu konuda da titiz olmalıdır.”

Çocuklarınıza kimsenin dokunamayacağını anlatın

Psikolog Akdağ’ın özellikle altını çizdiği konulardan biri de çocuklarımıza onların istekleri dışında kimsesin dokunamayacağı oldu. İstismara sadece kız çocuklarının maruk kalmadığını, erkek çocuklara yönelik de istismarın sıkça gündeme geldiğin belirten Akdağ, “Bu tür istismara maruz kalan çocuklarımızın kimlik problemleri yaşadıkları görülüyor. Çocuklarda kendini suçlama duyguları da ön planda oluyor. Uzun süre yapılan istismarlarda da eğer istismar yapan akrabasıysa, sempati de duyduğundan dolayı başına bir şey gelmesin diye saklama eylemi görülebiliyor. Böyle durumlarla da karşı karşıya gelebiliyoruz. Ailelere çok fazla iş düşüyor. Özellikle kız çocuklarında anneleri bikini bölgelerinin özel olduklarını vurgulaması gerekiyor. İzinleri dışında kimsenin onlara dokunamayacağını ve haklarını bilmeleri gerekiyor. Çocuğun vücuduna ve isteği dışında kimse dokunamaz” dedi.

 Çocuğunuza güvenin!

Sözlerine devam ederek ailelerin çocuklarıyla açık ve net bir şekilde iletişim kurmalarını tavsiye eden Akdağ, şu ifadeleri kullandı:
“Çocuğunuzla konuşun ve her şeyin anlamını bilsin. Oldu ki yaşça büyük biri çocuğu kucağına oturttu, bilsin onun yanlış olduğunu ve tepki gösterebilsin. Ailelerimizde çocuğun anlattığı şeyleri dikkatle dinlesin. Eğer ki dikkate almasa çocuk tekrar cinsel istismara uğradığında anne ya da babasına olanları söylemez. Bizlerde bilirkişi olarak görev yaptığımızda çocuğun doğru yaptığını o zaman doğrulayabiliyoruz. Ailelerimiz çocuklarını tanımıyor ve olanları çocuklarına konduramıyorlar. Toplumumuzda çocukların sözü hiç önemsenmiyor. Çocuktur, aklı ermez ve nereden bileceksin tabirleriyle özgüveni sarsılıyor. Çocuk gördüğüne mi inansın, yoksa annesinin söylediklerine mi inansın. Ailelerimiz çocuklarımızın davranış değişikliklerini çoğu zaman soğuk algınlığı veya uykusuzluk gibi sözlerle geçiştiriyorlar. Daha dikkatli olmaları gerekiyor. Bilirkişiler ile görüşüp muayene ettirmeleri gerekmektedir. Bazı soğuk algınlık denilen konularda altından istismar çıkabiliyor.

Çocuklarınızı yalnız bırakmayın!

Dikkat edilmesi gereken hususlardan birisi de; kadınlar evlerinde gün yapıyorlar. Çocukları da bir odaya bırakıyorlar. Kendilerini rahatsız etmesinler diye. Ancak çok yanlış bir davranıştır. Çocuklarımızı her zaman yakın ve görebileceğimiz yerlerde bulundurmalıyız. Özellikle de ergenlik dönemlerinde ki çocuklarla yalnız bırakmamalıyız. Bize bir şey olmaz mantığını artık yıkalım. Her zaman her şey olabilir. Bunu unutmamalıyız. Gözlerimizi her zaman açık, kulaklarımız dik ve çocuklarımızı çok iyi gözlemlememiz gerekiyor. Çünkü çocuklarımızın gün gün değişikliklerini takip edelim.

Ergenlik dönemi sorunsuz atlatılmalı

Gelişmekte olan çocuklarımızın libido dediğimiz, cinsel ilişkiyi de etkileyen yükselmeleri oluyor. Bu yükselme esnasında ön ergenlik dediğimiz dönemde, hormonal değişikliklerimizle birlikte dışarıya kendimizi beğendirmek ve hoşlanma içerisine girmektedir. Bu dönem çerçevesinde cinsel hisler ortaya çıkıyor. Eğer ki birey yetişkinse, 18 yaşını da doldurmuşsa cezai işlem uygulanıyor. Dolayısıyla da o kişin her ne olursa olsun böyle bir eylem yapmaması gerekiyor.

Toplumsal ön yargılar yıkılmalı

Toplumumuz ön yargılıdır. Genel olarak erkekler kadınları suçlama yapmaya çok elverişlidir. Toplumsal cinsiyet eşitliliğimiz yok. Erkekler toplumun geleciği olarak düşünülüyor. Oysaki toplumun geleceği kadındır. Bu anlayışlar bizleri uçuruma getirir. Eskiden bu anlayış daha sertti. Şimdi koruma kanunlarıyla daha rahat bir şekilde kadınlarımızın söz hakkı var. Hakimlerimiz ve savcılarımız artık kadın erkek konularında daha objektif davranıyorlar. Bunlara bizleri sevindiriyor. Toplumsal ön yargılar, cinsiyet ayrımcılığından kaynaklanıyor. Kadınların daha değersin olduğuyla ilgili kolaya kaçan bir anlayıştır.

İstismarın önüne nasıl geçilir?

Öncelikle toplumsal eğitimlerin ağırlıklı olması lazım. Duyarlılığın ve farkındalığın ön planda olması gerekiyor. Bir olay olduğunda toplumun mutlaka kadına sahip çıkması gerekiyor. Erkeğe sahip çıkıldığında, erkek yaptığı şeyin doğru olduğunu savunarak zaten bir şey olmadığı için haklı görünüyor. Buda suçun tekrarlanması konusunda arttırılıyor. Suç olmaktan çıkıyor. Herhangi bir durum olduğunda mağdurun yanında olmamız gerekiyor. Bunu ayırt etmediğimizde suçların işlenmesi kaçınılmaz oluyor. Tüm Türkiye’nin bildiği gibi Özgecan olayı hepimizi üzmüştü. Eğer kadın suçluysa Özgecan’ın ne suçu vardı. Toplum olarak tavrımızı açık ve net olarak göstermeliyiz.

Çocuklara cinsel kimlikleri tanıtılmalı

Aile içinde eğitimler yapmamız lazım. Çocuklarımıza anaokulundan başlayarak cinsel kimliğini tanıması lazım. Kimlere yaklaşıp, kimlere yaklaşmaması gereken bilgileri çocuklarımıza vermemiz gerekmektedir. Tanımadığı insanlardan armağan, hediye ve yiyecekler almaması gerektiğini söylememiz ve anlatmamız gerekiyor. Kendi iradesi dışında ikna etseler bile çığlık atarak başkalarının dikkatini çekmesini bilmelidir. Çocuk huzursuzluk hissediyorsa direnerek tepki göstermelidir. Eğitim her şeyin başıdır. Bunu aklımızdan hiçbir şekilde çıkarmamız lazım. Çelişkili konuşmalar, gerçek olmayan hareketler, olanı yatsıma ve yok sayma ve olanı da normalleştirmelere inanılmaması lazım.

Karne çocukların kabusu olmamalı

Bilinmelidir ki alınan karne, hem çocuklarınızın hemde sizin için, durum bildirir belgedir. Asla bir son değildir. Beki de yeni bir dönemin başlangıcı olacaktır.
Karnedeki  sonuçlar eğer istendik değil ise, öncelikle duygularınızın farkına varın ve çocuğunuza karşı geri dönüşü olmayan onda derin yaralar bırakacak söz ve davranışlardabulunmamaya özen gösterin. Onu diğer çocukların karneleri ile aşağılamayın! unutmayın diğer çocuk ,sizin çocuğunuz değil, sizde o çocuğun ailesi değilsiniz! Sevginizin daim olduğunu ona hissettirin, onu koşulsuz sevdiğinizi söyleyin,  sizin için çok değerli olduğunu ona fark ettirin  ,hiçbir sorunun çözümsüz olmadığın, eğer  bu sonuç bir problem ise hep birlikte bu problemin üstesinden geleceğinizi ona söyleyin ve ona göre davranın. Yıl içinde eğer siz, çocuğunuzu yakından takip etti iseniz, bu sonucun geleceğini sizde biliyorsunuzdur. Öyle ise sanki hiç haberiniz yokmuş, bir sürprizle karşılaşmışsınız gibi davranmayın, çocuğunuza karşı dürüst olun. Bununla birlikte bu sonuçtan hoşnut olmadığınızı ve bunu nasıl değiştirebileceğinizi açık ve sevgi dolu bir konuşma üslubunda onunla birlikte bir planlama yapın. Öfkelenmek ,bağırmak, çağırmak aşağılamak, çocuğunuza yerli yersiz ilgisi olmayan konuları bahane ederek kızmak , asla kabul edilmeyen şiddete başvurmak, ergen çocuklarımız için iletişimi kesmek, farklı ceza sistemleri uygulamak, ..vb gibi davranımlar, sorunun büyümesine ,farklı sorunların doğmasına, çocuğu kazanmak yerine onun kaybedilmesine sebep olabilecektir.UNUTMAYINIZ Kİ BU DAVRANIŞLAR ŞU AN ELİNİZDE OLAN SONUCUN DEĞİŞMESİNİ SAĞLAMAZ.
Onun  yerine ailecek sağduyu ile, bu durumu daha iyiye dönüştürmek için neler yapılabileceğinin tartışılması, ortak kararlar ve önlemler alınması, tarafların alınan kararları uygulaması için birbirlerine destek olmasının sağlanması, özellikle çocuğun motive edilmesi en sağlıklı olanıdır. Yıl içinde okul performansı için; neler  yapıldı, neler yapılmadı, neler yanlıştı, neler eksikti?, aile olarak bu sonuçta sizin payınız ne düzeydedir?, çocuğunuzun performansını olumsuz etkileyen faktörler nelerdir?…v.b gibi  soruları sorarak  ve çözüm için bu sorulara cevap aranmalıdır. Karne asla çocuğunuzun “kişilik değeri” olarak değerlendirilmemelidir. Eğer kişilik değeri olarak algılanırsa çocuğunuzun zaten kendisinin de mutsuz olduğu bu sonuç, bu yıla ait bir mutsuzluk olarak kalmaz,sonucu hayatının diğer alanlarına genelleyebilir ve hayatta hiçbir şeyi başarmayacağı  inancı geliştirebilir. Çocuğa dönük olumsuz tavır ve davranışlar, karne ile  özdeşleştirilmiş kişilik değerlemesi olumsuz olduğu için, öz güven kaybı yaşayabilir, benlik algısı olumsuza döner ve çocuğunuz hayatta başarılı olabileceği diğer alanlarda da başarısız ve sonuçta “mutsuz” olabilir. Tüm bu olumsuzluklar onun  sağlıklı, dengeli  ve hayata tutunarak sağlam bir şekilde durmasını engelleyebilir .  Sizinle olan bağı zayıflatabilir, hayatta bağlanacağı, güveneceği en önemli varlıkları kaybettiği hissine kapılabilir, sevilmediğini düşünebilir, gelişimi için  tatmin edilmesi gereken en önemli  ihtiyacı “kabul edilme, ait olma ,onaylanma” tatmin edilmemiş olur. Çocuk bu ihtiyacını farklı kişilerle farklı maddelerle tatmin etmeye çalışabilir. Karneye bağlı olarak yaşadığı, ”başarısız ve sevgiyi hak etmediğine dair” olumsuz düşünceler onun farklı bir kişilik edinmesinde dönüm noktası da olabilir. Çocuğumuzun karnesi ,  kendisine verilen öğretimin ve eğitimin değerlendirilmesidir. Değerlendirme mümkün olduğunca objektif ölçme araçları ile öğrenciye kazandırılması hedeflenen bilgi ve becerilerin düzeyini tespit etmektir. Bu düzeyin  başarılı  olarak belirlenen  performans düzeyinde olmaması anne-baba ve çocuk üzerinde de olumsuz etki yaratabilir. Ancak bu sonucun tek sorumlusu gerçekten sadece çocuğunuz mudur? Eğer öyle ise bunun sebepleri nelerdir? Bu sonuçta sizin payınız var mıdır? Okulun payı var mıdır? Çevrenin payı var mıdır? Bu soruları sistematik olarak ailenin kendi içinde soğuk kanlılıkla ve kendilerine ayna tutarak değerlendirmeleri, gerekirse profesyonel yardım almaları uygun olacaktır. Çocuk ailesinin de içinde olduğu bir açık sistem içinde yaşamaktadır. Anne –baba belki kardeşin bulunduğu aile sistemi, ikinci derece akrabaların bulunduğu sistem, okul kurumunun olduğu sistem, okulda arkadaşları ile ilişki kurduğu sistem , okul dışı aile ve arkadaş sistemi ve her çocuğun etkileşimde bulunduğu mahalle şehir ve ülke olarak genişletebiliriz. Bu belirtilen sistemlerde, çocukla doğrudan etkileşimi olmayan farklı sistemlerle etkileşim halindedir. Dolayısıyla en uç noktada olan farklılık olumluluk veya olumsuzluk dolaylı olarak çocuğu etkileyecektir. Çocuğun en sık etkileşimde bulunduğu sistem aile sistemi ve okul sistemidir. Onların yaşadığı herhangi bir olumsuzluk çocuğu etkileyecektir. Öyleyse anne baba farklı sistemlerden farklı nedenlerle olumsuz bir yaşamsal deneyim yaşamışlar ise bu dolaylı olarak çocuğu da etkileyecektir. Böyle bir durum yaşanmış mıdır?

 

Çocuğun istendik başarıyı gösterememesinde bireysel sorumluluğu ve kişisel nedenleri neler olabilir?
Tüm dış etkenler araştırıldıktan sonra veya her bir neden birlikte ele alınırken çocuğun bireysel özelliklerinin farkına varmak ve onun için önlemler almak en etkili yöntem olacaktır. Çevre açısından çoğu zaman kontrol edemediğimiz durumlar gerçekleşebilir, çocuğun bundan en az düzeyde etkilenmesi için ebeveyn olarak önlem alırken onun psikolojik olarak güçlenmesini sağlamak yararlı olacaktır. Öğrenme, çok kompleks  bir işlem gerektirir. Zengin bilişsel işlemler gerektirir. Çocuğun bilişsel işlem becerilerinde bir problem olup olmadığı değerlendirilmelidir. Öğrenmek için;

 

1-Çocuğun fiziksel engeli olup olmadığı değerlendirilmelidir.(Görme, işitme, motor beceri…vb)Konuşma yine değerlendirilecek motor becerilerdendir.

 

2-Fiziksel ihtiyaçları giderilebiliyor mu, sağlıklı besleniyor mu, düzenli uyuyabiliyor mu, hastalandığında erken müdahale ediliyor ve gereken önlemler alınabiliyor mu? Sağlıklı koşullarda mı yaşıyor mu?

 

3-Çocuğun bilişsel süreçlerden en önemlisi olan “DİKKAT” becerisi nasıl? Bilgiyi alabilmesi için uyarana karşı dikkatini verebiliyor mu? İşitsel algılama ,görsel algılama dikkati ne düzeyde? HAFIZA düzeyi nedir? Bilgiyi algıladığında bunu saklayabiliyor mu? Uzamsal becerileri nasıl, ardışıklık düzeyi nedir?

 

4-Çocuğun Öğrenme Güçlüğü olabilir mi? Varsa ne düzeyde?

 

5-Okuma-Matematik öğrenme becerisi nedir? Özgün Öğrenme Güçlüğü Var mı?

 

6-Dikkat Dağınıklığı ve Hiperaktivite Bozukluğu olabilir mi?

 

7-Davranış problemi var mı? Uyum sorunu yaşıyor mu?

 

8-Sorumluluk bilinci var mı? Başladığı işi tamamlayabiliyor mu?

 

9-Öğrenmeye karşı ailenin tutumu nedir, ne yöndedir? Çocuk destekleniyor mu? Aile sık sık okul ziyareti yapıyor mu? Anne –baba çocuğun okulu ile yakından ilgileniyor baba okul ziyareti yapıyor mu yapıyor ise ne sıklıkta?

 

10-Çocuğun psikolojisi okul hayatını etkileyecek olan unsurları taşıyor mu?

 

11-Korku ve kaygıları var mı?

 

12-Aile düzeni nasıl? aile içinde uygun olmayan tutum ve davranışlar var mı?, kardeş kıskançlığı var mı?

 

Tüm bu sorular ve alacağımız yanıtlar çocuğun istendik başarıyı gösterememesini  açıklamamıza yardımcı olacaktır. Bu sorular üzerinde yoğunlaşmak , çocuğunuzun üzerine yoğunlaşarak baskı yaratmaktan çok daha işlevsel ve gerçekçi olacaktır. Görüldüğü gibi belirtilen soruların içerdiği konuların bazıları, kontrol edilebilir ve değiştirilebilir durumları, bazıları da desteklenmesi gereken, çocuğa uygun eğitim programlarının hazırlanarak onun geliştirilmesi için uygun yöntemlerin uygulanması gereken olgulardır. Öyleyse bu tatil dönemini iyi değerlendirmek çok önemlidir. Tatil sadece dinlenmek, eğlenmek, iyi vakit geçirmek olamamalıdır. Tatili iyi ve verimli geçirmek en stratejik hareket olacaktır. Alternatif çözüm yöntemlerini araştırarak onlara  yönelmek, çocuğumuzu tanımak ve ona uygun davranım ve eğitim modellerini bulmaya çalışmak en sağlıklı yol olacaktır. Bu karar sizin girişimlerinizle gerçekleşecektir. Çünkü çocuk, bu istenmedik performans düzeyinin gerçekçi nedenini asla bulamayabilir. Eğer çözüm yolu aramaz isek ve sonucu kabul ederek hiçbir şey olamamış  gibi yaşamaya devam ederek sonuçtan sadece çocuğu sorumlu tutar isek, çocuk, bu sonuçtan dolayı ailesine karşı kızgınlık  hissedebilir, kendi iç dünyasında suçluluk duyguları güçlenebilir, kendine güvensizliği artarak yaygınlaşabilir, kaygı ve korku geliştirebilir, saldırganlaşabilir ,öfke patlamaları yaşayabilir, başarısızlık düşüncesi genelleyerek hayata bakışı olumsuzlaşarak zorluk algısı güçlenebilir. Kendini, okul hayatında gerçekleştiremeyeceğine inanır ise ,okul hayatının dışına yönelerek, kendini farklı kabul edilemez kendine sorun çıkarabilecek alanlarda “kendini gerçekleştirme ihtiyacını” tatmin etmeye çalışabilir. Öyleyse sayın veliler, çocuğunuzun bu karnesi sizin için bir fırsat olmalıdır. Belki de şimdiye kadar atladığınız bir sorunu tespit etme fırsatı bulabilir, ilerisi için kaderi değiştirebilirsiniz.
KİM BİLİR, BELKİ DE BU KARNE SİZİN İÇİN SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNDE BİR BAŞLANGIÇ OLACAKTIR.
Her ne olursa olsun çocuğunuzu tamamıyla ve bütünüyle kabul ederken kendinizi de kabul edin! Sevgiyle kalın…

 

 

                                                                                                                                                                                                                                                           Uzm.Psikolog Ayşin AKDAĞ

ÇOCUKLARINIZA ANNE-BABALIK YAPIN!

Her anne-baba çocuğu için en iyisini ister; en iyi okullarda okumasını, en iyi mesleklere sahip olmasını ve en önemlisi de ahlaklı, doğru, sorumluluk sahibi ve mutlu bir hayatı olmasını. Ancak her ne kadar niyeti doğru olsa da anne-babalar yaptıkları hatalarla çocuklarını istedikleri gibi yetiştiremeyebiliyor. Değişen hayat standartları ve hayat şartları ile birlikte anne-baba, çocuk ilişkilerinde de önemli değişiklikler yaşanmaya başladı. Evin otoritesi, anne-babadan artık çocuklara geçmeye başladı. Devamını Oku

Sınav Kaygısı

YGS’DA NASIL DAHA BAŞARILI OLUNUR?SINAV KAYGISI NASIL KONTROL EDİLİR?

SINAV SİZİ DEĞİL, SİZ SINAVI KONTROL EDİN!
Sevgili öğrenciler 15 Mart 2015  Pazargünü sabahı, Yükseköğretime  Geçiş  Sınavına gireceksiniz.Ne kadar kişi bu  sınava girecek,kaçı kadın kaçı erkek,kaçı ikinci ve daha fazla girişi olacak kaçı ilk kez girecek,girenler kaç soruyu doğru olarak çözecek,ben kaçsoruyu doğru olarak çözeceğim, onlarla birlikte ben kaçıcı sırada veya yüzdelik dilimde olacağım,…v.bgibi sorular ve bu sorulara vereceğiniz tahmini cevaplar  15 Mart sabahı YGS  giriş saati itibariyle sizin meşgul olacağınız sorular değildir. Sınav sabahı ve sınav süresince, sınava bağlı  kendiniz ve diğerleriyle ilgili  karşılaştırma yapan, “başaramaz isem rezil olurum”, “ailemi mahcup ederim, emeklerini boşa harcamış olurum”, “sınavda iyi sonuç alanların arasında benim hiçbir değerim olmaz”, “aptal olarak algılanırım”, “iyi puan alanlar diğer insanlar tarafından statü kazanırken, ben aşağılık biri olurum”, ”ben zaten bir hiçim, başarısız olur isem kocaman bir hiç olurum”, ”kimse benimle arkadaşlık etmez, zaten bende kimseyle görüşmek istemem”….v.b gibi zihninizden çarpık  düşünceleri çıkarın! Böylece  kendinizi stresten uzaklaştıracak olan ilk adımı atın!. Devamını Oku

MUTLU VE UZUN ÖMÜRLÜ EVLİLİK İÇİN 8 İPUCU..!

Uzman Psikolog ve Aile Danışmanı Ayşin Akdağ, Mutlu ve uzun ömürlü evliliğin 8 ipucunu açıkladı: “Ülkeleri …

DİKKAT EKSİKLİĞİNE SON

Bartın’da 22 yıldır faaliyet gösteren Değişim Akademi ve Danışmanlık Hizmetleri adı altında ilimizde hizmet …